9 Nisan 2009 Perşembe

evim evim güzel evim
























sevgili arkadaşım yansımalar beni mimlemiş... teşekkür ederim ebruliim ama intikamım acı olacak bilesin:)
Evimde en sevdiğim köşe yok çünkü köşe yok, bizim evimiz yuvarlak :)) diyip yazımı tamamlamıycam tabi ki:)
Evimin gerçekten her köşesini seviyorum,aslında ben evimi seviyorum, bana çok sıcak ve yaşanılan bir yer olduğunu hissettiriyor. Kokusunu da seviyorum evimin.
Ayağımı uzatıp kitabımı okuyabildiğim yer o an neresiyse işte en tatlı köşe bir anda o oluyor. Televizyonun karşısında dizi izleyip çekirdek çitleyebiliyorsam işte bu seferde orası en sevdiğim köşe oluyor, uykum geldiğinde yatağıma ve yastığıma yumuşak iniş yapabiliyorsam en güzel köşe yatağım oluyor.
Amaaa illede sıcak sohbetlerin yapıldığı, çayların kahvelerin tütün eşliğinde hüpürdetildiği, fırından zencefilli kek kokusu ya da gızamış piliç kokularının geldiği "mutfak" vazgeçilmezim olarak sanırım baş köşe diyebilirim..
Ay seneye yeni evimize taşındığımız zaman inşallah bu mimi tekrar yazıcam :)
Ben de bu mimi cevaplamak isteyen tüm arkadaşlarıma yolluyorum..


(resim burdan)

8 Nisan 2009 Çarşamba

sebeb-i bahar..

ne güzel söylemiş hayyam;














































hava her ne kadar tekrar serinlemiş gibi gözüksede,her ne kadar bulutlu ve kasvetli olsada bahar geldi. Ben biliyorum, hissediyorum. Vücudum ve beynim sinyal veriyo, bi adam sendecilik bi vurdum duymazlık:)
İnsanın bedenine yorgunluk verdiği kadar ruhuna da" berduşluk, serserilik" veriyor bahar.
Doğada bir uyanış bir diriliş,yeniden yeşeren tabiat ana yaşadığını hatırlatıyor sanki insanoğluna ve aşık olmayı,sevmeyi..
Böyle içimde yerli yersiz bir sevinç, kalbimde minik bir serçe kanat çırpıyor,şaşkın ve ürkek
Nasıl tembellik yapasım var sandalyemi alıp sahilin kenarına gidip, saatlerce kitap okumak istiyorum, kulaklarımda dalgaların sesi,burnumda yosun kokusu...

Arkadan birden nehir'in sesiiiiiii " anneeeeeeeeee"

ne oldu ya nerdeyim ben, bahar,deniz,yosun ne oldu ya bir rüyamı gördüm. Ha tamam pardon bunlar sadece hissettiklerim, sahile gidicem sandalyemi koycam beeen? yanımda koca bi çanta;kova kürek,tırmık. Yiyecek bişeyler şimdi başlar acıktım,susadım. E denize falan batar şimdi üstü ıslanır havada serin malum bahar havası yedek kıyafet,çorap çamaşırda koyyiiim. Hah işte oyuna daldı biraz kitap okuyim bari,hay allah nerde bu kitap şurda çantanın içinde bir yerlerde olacaktı. "Canım kitabımı gördün mü" aa ben çıkardım onu yer yoktu çantada fotoğraf makinasını koydum bi de gazetelerimi koydum":P
Bahar gelmiş neyimee :))
demiyorum herşeyiyle yine de çok güzel mevsim bahar
doğayla birlikte yeniden doğalım yeniden yaşayalım, nerde ve nasıl olursa olsun..

















( görüldüğü üzere şiir hayyam abimin gerisi benim, resimlerde tabi)

7 Nisan 2009 Salı

ödüllendim,böbürlendim:)









Sevgili anka ve sevgili dolunayım beni ödüllendirmiş bloglarında, ay nasıl mutlu oldum,nasıl şaşırdım, accık da utandım..
Gendülerine çok teşekkür ediyorum:)
Şimdi bu oyunun bi de kuralı varmış,oynayalım öğrenelim bakalım:
  • Ödülü verenin linkini yayınlamak.

  • Ödülü verdiğin kişilere mutlaka haber vermek.

  • Bu ödülü verdiğin blog sahibinin linkini vermek.
bu ödülü göndermek istediğim çok arkadaşım var, ama şimdilik bu kadarla yetiniyorum:

6 Nisan 2009 Pazartesi

yine,yine,yine:)













































































Yine güneşli, ama insanın içini ürperten en sevdiğim bahar havası,yine güzel bir pazar kahvaltısı,yine sıcak sohbetler hasret giderilen dostlar,yine düşen, yine çamura batmış ve yine mutlu bir nehir:)
Aslında pazarın gelişi cumartesiden belli oldu. Kahvaltıdan sonra attık kendimizi sokağa her ne kadar sevmesek de hoşlanmasak da bazı ihtiyaçlarımız için caddeye gittik. Trafik ve kalabalık yüzünden her zaman ki gibi zevkden çok ızdıraba dönüştü ama deydi. Nehir'in bazı ihtiyaçlarını aldığımız ihraç fazlası mallar satan,fiyatları çok uygun küçük bi dükkan var oraya gittik.Henüz sezon tam açılmamış olduğu için sonra tekrar gitmemiz gerekecek ama bi kaç küçük eksiğimizi aldık. Fakat o aradaki minik dükkanların içinde yeni bi yer gördük,yine ihraç fazlası,yine çok ucuz ve bu sefer büyükler için :) Tabi hemen daldık,en ucuzundan kendimizi de mutlu ettik. Sonra yorulmuş bi halde ne yapacağımızı düşünürken bir yandan da arabamızla cadde trafiğini yarmaya çalışırken,sevgili dedi ki hadi teyzenlere gidelim. İyi ki de dedi hemen aradım,teyzoş hemen gelin dedi, çay demledi bahçeye masayı sandalyeyi çıkardı. Oh akşam güneşi batmadan ondan da nasibimizi aldık,önce bira içtik sonra çay içtik:)) Güneşi bahçede batırdık, e teyze tabi anne yarısı, bırakırmı cücüklerini karnımızıda doyurduk,ooh yedik içtik semirdik. Nehir'in de nasıl keyfi yerinde bi rahat verdi ki bize şaştık kaldık. Teyzem "aman dilini ıssır" dedi,ne olur ne olmaz ıssrdım:)
Pazar sabahı nehir ve babası kargalardan önce yine ayakta, hadi kalk çabuk sizi bir yere götürcem;ne zaman serkan gidilecek yeni bi yer öğrense heyecan yapar. Kalktık hazırlandık gebze'de "serçeşme" diye bir yere gittik. Henüz sezon tam olarak açılmamış olduğu için tabi ki bazı eksikler vardı ama bahçesi ve doğası çook güzeldi. Sanırım bu baharda sık sık uğrak yerimiz olacak bi yer bulduk. Sonra burayı bize tavsiye eden arkadaşlarımız, eski dostlarımızla buluştuk. Ne kadar güzel bir gündü,ne kadar keyifli ve sohbet doluydu. Ne çok özlemişiz dedik birbirimize,çocuklarımız ne de güzel anlaşıyorlar ne kadar mutlular.. Kesinlikle bu bahar ve yazın çok sıcak günlerinin dışında sık sık bir araya gelme sözü verdik!
Hanna ve Nehir saatlerce oynadılar,üşüdüler,çamura battılar ama bi dakika durmadılar. Eve dönüş saatine kadar ne yapsak,ne kadar tepinsek kar deyip,tüm günü dolu dolu kullandılar sanki:) Akşam olmadan ayrıldık,biran önce evimize dönmeyi düşünürken aaa olmaz kızımın amcasını ve yengesini görmemiz, biraz da paployu sevmemiz gerekiyor. Hemen yolumuzu değiştirdik. Amca ve yengeninde iyi olduğunu gördük,hasret giderdik,pabloyla oynadık ve hemen koştur koştur eve geldik. Nehir hanımın uyku saati yaklaştıkça herşey daha bir hızlı çekim yaşanmaya başlıyor. Eve geldik güzel sıcak bir banyo saat neredeyse 9 oldu. Bizim ki uyukluyo falan birden" ben açım" dedi. Hay allam o saatte bi de yemek yedi kendisi ve tabi herşey yine hızlı çekim. Neyse 9:30 da herşey bitmiş kendine bakma ve dinlenme sırası bize gelmişti:)

3 Nisan 2009 Cuma

M E M E (T)

Bugün sabah saat, 7 de çaldı. İyi ki kalkmak zorunda değilim diye düşündüğüm sabahlardan biri.. gözlerimi açamıyorum. Sevgili kalktı,traşını oldu vs. hazırlanıyor,içerden en ince en datlu sesiyle "babaacııııııım" diye bir ses geldi. Hemen gitti aldı babası mis gibi kokan kızını,yanıma getirdi. Tabi nehir "babacım işe gitmek zorundamısın" diye hemen sıkıştırdı araya,şansını deniyor. Nehir yattı yanıma, klasik öpüştük,sarıldık, boğuştuk.Sonra nehir birden: "ben kocaman memetlerim olsun istiyorum annecim" dedi.
Çotank ! diye serkanın kafaya biri balyozla vurdu sanki puahahaha biz ikimizde gülüyoz ve de şaşkınız. Ben de:" annecim ne gerek var çok da büyük olmasın iyi bişi değil" dedim. Ne demekse :) Serkan şaşkınlıktan nerdeyse kravatını rambo gibi kafasına bağlıcaktı, ay hala gülüyorum, bak çok zor şartlar altında yazıyom yazımı :)
Sonra nehir konuyu aslında bir an önce büyüme isteğine bağladı.
-Annecim dedi ben de büyüyüp kocaman olmak istiyorum artık, babam gibi, senin gibi".
-Ama tatlım dedim çocuk olmak çok güzel,tadını çıkar nasılsa büyüyeceksin, ama ben istesemde şimdi yeniden çocuk olamam senin gibi küçük olamam.
-Ama sen çoook büyüksün annecim..
-Evet ama ben de bazen guccük olmak istiyom:) Büyüyünce böyle senin ki gibi oyuncak dolu güzel bi odam olmadı mesela, annemi hergün göremiyorum, babamla annemin arasına girip yatamıyorum dedim. (Hoş hiç yatmadım ama) Parka gittiğimiz zaman küçücük salıncaklara sığamadığım için sallanamıyorum..
Nehirin anlayacağı şekilde ifade edince daha fazla bişey bulamadım söyleyecek çünkü çocuk olduktan sonra, insan yeniden parklarda top oynuyo, kumdan kaleler yapıyo, denizde iki karışlık suda saatlerce yüzüyo,makarna boyuyo,patates baskı yapıyo yeniden çocuk oluyor ama çocukluğunda kaybettikleri asla geri gelmiyor. Bunu o an kızıma anlatamasm bile bunları söylerken,kendi küçüklüğümü ve özlemlerimi hatırladım. Evet ben artık istesemde guccük olamam..
O masumiyeti olan, dokunulmazlığı olan çocukluk yılları geçmişte kalıyor. Annenle babanla yapamadığını düşündüğün,içinde ukte kalan şeyler geri dönülüp yapılmıyor. Keşke dememek için bir daha ki sefere deyip, yapmak istediğim hiç bir şeyi atlamamak istiyorum. Umarım başarırım,umarım başarırız..























(resim maluum olduğu üzere internetten alıntı)

İNADINA YAŞAMAK !!!




















Geçenlerde bilmemkaçıncı doğum günümdü. Altmışbir ile altmışüç arasında bir yer.
Bir yıl öncesine kadar, bu dünyada yapacak pek de bir işim olmadığını düşündüm. Şartlarıma göre, çok iyi bir yaşam geçirdim. Çok sevdiğim oğlum kendisini yetiştirdi. Daha sonra bir de kızım oldu (hoş, kendisini prenses diye yutturur bana).

Gitmeyi düşlediğim hemen her ülkeyi görme şansım oldu. Dışarıda, 5 yıldızlı otellerde, sırf görmemişlik olsun diye, gece oda servisinden karides salatası, somon buğulama ve buz gibi beyaz bilmemne şarabı isteyebildiğim de.

Tokyo’daki otellerin çekmecesinden budizmi ve shinto dinini, örneğin Amsterdam ve Santiago’daki çekmecelerden hristiyanlığı okudum. Baktım ki, öbür dünya dedikleri yer, pek de fena bir yer değil. İşime geldi. Ulan ben de gidip bir tadına bakayım dedim. Nasıl olsa burada işim bitti.
Ulan, demez olaydım, tam ben Abbas yolcu deyip bavulları hazırlarken (oralara giderken free luggage kaç kilo ki?) bu çıktı geldi. Pelin dedikleri Küççük. Ben ona Küççük derim, çift ç ile.

Kardeş birdenbire, tüm düşüncelerim saçma geldi. Vay anasını. Bu Küççük var ya bu Küççük, yekten yaramaz. Ih ıh ıh diye 3 kelimelik dağarcığıyla, milleti maymun gibi oynatır etrafında. Oyuncak alırlar, oyuncağı atıp poşetiyle oynamayı tercih eder. Babaannen, deden nerede dersen, eliyle işaret edemese de, onlara bakar. Bir giysi almaya korkarsın,çünkü hanım normal yünden hoşlanmaz, illa yumuşak olacak. Çin malı oyuncak istemez. Ultraviyole ışın geçirmeyecek mayo alır. Trafik ışıklarında ya da pasaport kuyruğunda beklemekten nefret eder. (İyi ki, Ankara’da doğalgaz kartına kontör yüklemek için kuyruğa girmiyor). Etrafında ortalama 2, tercihan 3 kişi olması gerekir. Birisi kucağına alıp hoplatacak, ikincisi karşısında soytarılık yapacak, üçüncüsü de kameraya alacak.

Valla ne derseniz deyin, şimdi tüm gücümle, inadına yaşamak istiyorum. Ne kadar uzun olursa o kadar , aynı atmosferde olduğumu bilirim. Biraz büyümeye başlayınca benimle olur olmaz dalga geçeceğini bildiğim halde. Edepsiz!

En sıkıntıda olduğum anlar, vesikalık fotoğraf çektirdiğim zamanlardı. Adam, durduğum yerde, biraz tebessüm edin, der. Bir türlü beceremem. Şimdi keşfettim, birisi, tebessüm et, dediğinde, Küççük’ün bir macerasını düşünüyorum. Al sana tebessüm.

Evde karı koca, adam gibi kavga da edemez olduk. Kim kavgayı başlatsa, diğerimiz bir resim gösterip, bak şunun ayaklarına, sırıtışına diyor. Haydiii, bizim kavga güme gidiyor. Digital fotoğrafın hiç yararı yok, nasıl olsa evin her tarafına asmak için maaşın yarısını verip bastırıyoruz. Fotoğrafçı da artık, örneğin Tuna’nın resmini bastıracağım zaman, “Abi bu senin torun değil” diyor. Yeminle size. Millet öyle tanımış, öyle yaka silkmiş be.

Valla arkadaş, ne derseniz deyin, şimdi, tüm gücümle, inadına yaşamak istiyorum.

Babaannesi, “ yarın öbür gelir de, dede lan, şu sigarayı falan bırak artık, derse ne yapacaksın?” diyor. Ne yapacağım, alternatifim mi olacak? Küççük !

Bir aydır haritada, Burdur ve Antınoluk’a nasıl gidilir, dersi çalışıyorum. Hep Küççük’ün yüzünden. Amaaa, eğer ilk gördüğümde çıplak ayaklarını ve ellerini somurmazsam namerdim.

Yaşamak isiyorum arkadaş, uzun süre, ama sağlıkla, biliçli. Sevdiklerimin bu dünyada olduğu bilincini kaybetmeden.

Lami Teksöz...


















Şaşırdınız, ya da kim bu? kimden bahsediyor dediniz değil mi ?
Sevgilimin kuzeni seda; eşi ve henüz 9 aylık dünyalar güzeli kızı pelin'le dubai de yaşıyor. Bu okuduğum ve de gözlerimi yaşartan yazı da bu küççüğün dedesine ait. Evet bir dede torununa duyduğu sevgiyi ve özlemi bu satırlarla dile getirmiş. Bir solukta okudum ve çok duydulandım sizlerle paylaşmak istedim.
İkkuşun da dediği gibi hayat sevince güzel. Hepinize sevgi dolu bir gün diliyorum...

(resimler internetten alıntı, aşağıdaki hayalet resmi alıntı değil ben çektim pauahhaa)

2 Nisan 2009 Perşembe

bişi gördüm sanki:)














Dün yine bütün gün televizyon kapalıydı ve maalesef ben de biraz işe güce verdiğim için kendimi,hatta ruhumu teslim ettiğim için yavrucakla pek ilgilenemedim. E bildiğiniz üzere dün malum sebeblerden dolayı akşama kadar internete de giremedim. Bir yandan onun verdiği sıkıntı ve hırs bir yandan nehir'in hala salonun ortasında kaçırdığı hacetler, derken kendimi öyle kaptırmışım ki valla bi psikopat edasıyla işe girişmişim, kapı falan çalsa açsam deli gibi bi saç baş dağalmış;evin hanımını çağırırmısınız falan derler o derece yani. Neyse arada nehir'in odasına gidip biraz nabız yokluyorum tabi,farkındayım oynuyo ama bi yandan da sokurdanıyo. Misafirliğe gidiyorum arasıra "annecim biraz dinlenmeye geldim" diyorum hemen bana bi türk kahvesi yapıyo şakacıktan ben içiyorum, işe dönüyorum.Sonra bi elma soyup odasına gidiyorum, kapıyı çalıyorum tabi "tık tık gelebilirmiyim" "gelebülürsün annecim" hem o elmayı yiyo hem ayak üstü yalancıktan bi evcilik oynuyormuş havası yaratıp tekrar işime dönüyorum. Ama neyse evi kazıdım, kendimi hırpaladım,yoruldum, kızımla yeterince ilgilenemedim ama hala psikopat gibi sırıtıyorum sanki bi şeyin intikamını almış gibi mutluyum :)
Neyse, konuya dönelim ha bu arada sevgili kocacım da izmirdeydi bi yandan onu bekliyoruz nehir hanım akşam babam gelecek diye pek mutlu, özlemiş. Ben ufak ufak mutfağa geçmiştim ki yemek hazırlamak için nehir elinde bi cd ile yanıma geldi. "Anne bunu izleyebilirmiyim lütfen lütfen lütfen"
Çilek kız "ayışığı gizemi" ana ...
-Annecim eminmisin korkuyodun sen bundan
-hayır hayır ben artık hiç korkmuyorum ki,lütfen lütfeen"
-peki izle bakalım, hemen açıyorum annecim ama yakından seyretmek yok!
-tamam annecim söz
-anneciiiiiiiim,şey biraz da mısır patlatırmısın lütfen
-tamam annecim patlatırım tabi
hemen mısır patlattım, hoş akşam serkan gelince hiç beğenmedi.Ne hikmetse benim patlattığım mısır serkanın ki gibi güzel olmuyo gıcıııık... Nehir hanım kuruldu, film izliyo,mısır yiyo her şey bu ana kadar fena gitmedi. Ara sıra mutfağa geliyo accık tırsıyo etrafa bakıyo, kendini telkin ediyo bi yandan bana da söylüyo anne ben korkmuyorum ki ! Bu arada film de şöyle; bu çilek kız ve ahalisi kampa gidiyorlar, akşam olunca içlerinden bilmem hangisi karanlıktan korkuyo vs.
Film bitti üstünden biraz zaman geçmişti ki acıktım dedi. Ben de çorbasını getirmek için mutfağa gittim, bizim ki tırım tırım ama çaktırmıyo, bilin bakalım ne oldu o sırada ?
Elektrikler gitti .. Ha ......! Nasıl yaa, şaka mı bu ? Hayır lütfen şimdi değil ? Hava da henüz kararmış, nehir de bir panik bir panik sormayın.
-Anne mumlar nerde hemen mumları tak
-dur annecim hemen yakıyorum yanındayım merak etme
Hemen mumları yaktım her taraf gayet aydınlandı ama yetmiyo bizimkine
-başka mum var mı anne, biz markete gidelim,biraz mum alalım ne dersin. Sonra birden babam eve nasıl gelecek,karanlıkta evi bulamaz, yukarı çıkamaz başladı ağlamaya.
-Annecim kahraman baban evi karanlıkta bile bulur.Hem bak apartmanın ışığı yanıyor,asansörde çalışıyor jeneratör var,üzülme.
-hı şeyatör mü ? hay allah iyice kafasını karıştırdım çocuğun
Tam bir kaos ortamı ama nasıl gülesim var bi yandan nehir'in çaktırmasa bile hallerini görmeniz lazım :))
Mum ışığında çorbasını içti hem de koca bir kase,içine ekmek attık karanlıkta ekmekleri göremedi pek ama kasenin dibine kadar eğildi baktı. Sonra sakinleşti, güzel güzel mum ışığında ana kız oturduk,koltukta nehir kucağımda yüzü bana dönük bir yandan konuşuyoruz, gülüyoruz derken nehir bi çığlık attı " anne orda bişi gördüm" mum ışında konsolun üstünde duran cisimlerin gölgesi olduğundan daha büyük ve de haraket eder gibi gözüktüğü için bir an çok korktu sonra koıltukta ayağa kalktı konsola doğru baktı,sadece bi gölgeymiş annecim merak etme dedi:) puaahaha tabi ben acaip gülüyorum nehir'in hallerine
sen bizim ki buna bozul elini beline koydu:
-bu hiç komik değil annecim, bak ben gülüyomuyum ??
valla bak aynen böyle dedi. Ben:
- şey annecim haklısın tabi ki komik değil ben sen şaka yaptın sanmıştım da falan da filan da ona güldüm de kem küm :P
Oooh çok şükür sevgili geldi de kaos bitti, evimizin kahramanı,kızımın prensi, evimizin erkeki gelmiş kim takar elektriği gelmesede olur :))